top of page

Zihnin Görünmeyen Mimarı: Önyargı (Örtük Çağrışım) Nedir ve İnsan Davranışı Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

fuente önyargı örtük çağrışım IAT


Önyargı nedir? İnsan zihni, buzdağının görünen kısmından çok daha derin, karmaşık ve çoğu zaman gizemli bir yapıya sahiptir. Günlük hayatta aldığımız kararların, yaptığımız seçimlerin veya insanlara karşı sergilediğimiz tutumların tamamen bilinçli, rasyonel ve kontrol edilebilir süreçlerin ürünü olduğunu düşünmeyi severiz. Ancak son otuz yılda yapılan sosyal psikoloji ve nörobilim araştırmaları, bu varsayımı kökünden sarsmıştır. "Örtük Devrim" olarak adlandırılan bu bilimsel dönüşüm, davranışlarımızın önemli bir kısmının farkındalık eşiğimizin altında işleyen otomatik süreçler tarafından yönetildiğini ortaya koymuştur. Bu yazıda, zihnimizin "otopilotu" olarak tanımlayabileceğimiz örtük çağrışım kavramını, hayatımızı nasıl şekillendirdiğini, Türkiye'de ve dünyada yapılan araştırmalar ışığında inceleyeceğiz.


Önyargı (Örtük Çağrışım) Nedir ?

Örtük çağrışım, en temel tanımıyla, geçmiş deneyimlerin izlerinin, birey bu deneyimleri hatırlamasa veya sözel olarak ifade edemese bile, sosyal nesnelere (insanlar, gruplar, markalar vb.) yönelik değerlendirmelerini ve davranışlarını etkilemesidir. Bu kavram, sosyal psikolojide "Örtük Sosyal Biliş" (Implicit Social Cognition) şemsiyesi altında incelenir ve tutumların, stereotiplerin ve öz-saygının sadece kişinin beyan ettiği "açık" (explicit) ifadelerden ibaret olmadığını savunur.

Zihnimiz, bilgiyi işlerken enerji tasarrufu yapmak adına sürekli olarak kavramlar arasında bağlar kurar. Bu bağlar, "birlikte ateşlenen nöronlar, birbirine bağlanır" ilkesiyle çalışır. Örneğin, bir kişi hayatı boyunca medya veya çevresi aracılığıyla sürekli olarak belirli bir etnik grubu "tehlike" kavramıyla yan yana görmüşse, bilinci bu önyargıyı reddetse bile, zihni bu iki kavram arasında otomatik bir "otoban" inşa eder. İşte bu otomatik bağa örtük çağrışım denir.

Önemli bir ayrım yapmak gerekir: Örtük çağrışım, her zaman kişinin hiç farkında olmadığı (bilinçdışı) bir süreç demek değildir. Güncel literatür, bu kavramı "dolaylı yoldan ölçülen" (indirectly measured) zihinsel yapılar olarak tanımlamayı tercih eder. Yani kişi bir gruba karşı içinde bir rahatsızlık hissettiğini sezebilir, ancak bunun kaynağını veya şiddetini tam olarak tanımlayamayabilir ya da sosyal baskı nedeniyle bunu gizleyebilir.

Türkiye'de yapılan adaptasyon çalışmalarında da belirtildiği gibi, örtük çağrışımlar semantik bellekteki kavramsal ağların gücünü yansıtır. Örneğin, "Genç" ile "İyi", "Yaşlı" ile "Kötü" kavramlarının zihinde ne kadar sıkı bir yumak oluşturduğu, kişinin yaşlı bir bireyle karşılaştığında sergileyeceği mikro mimikleri veya ona ayıracağı zamanı, o kişinin farkında bile olmadığı bir hızda (milisaniyeler içinde) belirleyebilir.


2. Örtük Çağrışımın (Önyargı) Önemi Nedir?

Örtük çağrışımların önemi, sosyal bilimlerin en büyük problemlerinden biri olan niyet ve davranış arasındaki uçurumu açıklayabilme gücünden gelir. Geleneksel anketler ve öz-bildirim ölçekleri, kişilerin bilinçli düşüncelerini ölçer; ancak bu ölçümler iki büyük sınırlılık taşır:

1. Sosyal İstenirlik (Social Desirability): İnsanlar, toplum tarafından onaylanmayacak düşüncelerini (örneğin ırkçılık, cinsiyetçilik veya şiddet eğilimi) gizleme eğilimindedir. Bir anketör "Eşinize şiddet uygular mısınız?" diye sorduğunda, failin "Hayır" demesi muhtemeldir; ancak örtük ölçümler zihindeki "Kadın" ve "Şiddet" arasındaki otomatik bağı ortaya çıkarabilir.

2. İçgörü Eksikliği (Lack of Introspection): İnsanlar, davranışlarının gerçek nedenlerine her zaman zihinsel erişime sahip değildir. Nisbett ve Wilson'ın klasik çalışmalarında gösterdiği gibi, insanlar kararlarının nedenlerini açıklarken çoğu zaman uydurma (konfabulasyon) yaparlar.

Örtük çağrışımların önemi şu kritik alanlarda belirginleşir:

Davranışın Gerçek Yordayıcısıdır: Spontane, zaman baskısı altında veya üzerinde çok düşünülmeden yapılan davranışları (örneğin, bir iş görüşmesinde adaya ne kadar sıcak davrandığınızı, acil bir durumda kime yardım edeceğinizi veya bir ürünü raftan alıp almayacağınızı) açık tutumlardan ziyade örtük tutumlar belirler.

Toplumsal Eşitsizlikleri Açıklar: Eğitim, hukuk ve sağlık sistemlerinde görülen sistematik ayrımcılıkların kökeninde, karar vericilerin farkında olmadıkları bu otomatik önyargılar yatmaktadır. Örneğin, ABD'de yapılan analizler, bölgelerdeki örtük ırkçılık seviyeleri ile o bölgelerdeki polis şiddeti ve sağlık eşitsizlikleri arasında güçlü korelasyonlar olduğunu göstermiştir.

Klinik Tanı ve Risk Analizi: Kişinin kendisine veya başkalarına zarar verme ihtimalini (intihar riski gibi) beyanına güvenmeden ölçebilmek, hayati bir önem taşır. Örtük testler, kişinin "Ben" kavramını "Yaşam" veya "Ölüm" ile ne kadar özdeşleştirdiğini ölçerek klinik kararlara yön verebilir.


3. Örtük Çağrışımın Düşünce, Karar Verme, Seçim Yapma ve Davranış Üzerindeki Etkileri Nedir?

Örtük çağrışımlar, zihinsel bir arka plan müziği gibi sürekli çalarak algımızı, kararlarımızı ve davranışlarımızı şekillendirir. Bu etkileri dört ana başlıkta, Türkiye'den ve dünyadan çarpıcı örneklerle inceleyebiliriz:

A. Toplumsal Cinsiyet ve Şiddetin Normalleşmesi

Türkiye'de yapılan önemli bir araştırma, erkeklerin toplumsal cinsiyet ve şiddete yönelik örtük tutumlarını incelemiştir. 18-55 yaş arası erkeklerle yapılan bu çalışmada, katılımcılar açıkça şiddeti reddetseler bile, örtük düzeyde "Kadın" figürü ile "Şiddet" kavramı arasında, "Erkek" figürüne kıyasla daha güçlü bir otomatik bağ kurdukları görülmüştür. Daha da çarpıcı olanı, bu örtük çağrışımın "Adil Dünya İnancı" (dünyanın adil bir yer olduğu ve herkesin hak ettiğini yaşadığı inancı) ile ilişkili olmasıdır. Genel Adil Dünya İnancı yüksek olan erkeklerde, kadın ile şiddet arasındaki örtük bağın daha kuvvetli olduğu saptanmıştır. Bu durum, zihnin kadına yönelik şiddeti "hak edilmiş" veya "düzenin bir parçası" olarak rasyonalize eden otomatik bir mekanizmaya sahip olabileceğini göstermektedir. Ayrıca bu çalışmada eğitim düzeyi, gelir veya sosyo-ekonomik statü gibi değişkenlerin örtük şiddet çağrışımlarını değiştirmediği görülmüştür; yani bu önyargılar eğitimin sağladığı filtreleri aşarak zihnin derinliklerinde varlığını sürdürmektedir.

B. Yaşçılık ve Kuşaklar Arası İlişkiler

Yaşlanan nüfusla birlikte "yaşçılık" (ageism) kritik bir sorun haline gelmiştir. Türkiye'de yapılan ve "Ambivalent Ageism Scale" (İkircikli Yaşçılık Ölçeği) ile Örtük Çağrışım Testi'nin (ÖÇT) birlikte kullanıldığı çalışmalarda, gençlerin yaşlılara karşı tutumları incelenmiştir. Katılımcılar bilinçli düzeyde yaşlılara saygı duyduklarını belirtseler de, örtük testlerde yaşlılığı "Kötü" ve "Yetersiz", gençliği ise "İyi" kavramlarıyla çok daha hızlı eşleştirdikleri görülmüştür. Bu örtük önyargı, sadece sosyal ilişkileri değil, profesyonel kararları da etkiler. Örneğin, bir insan kaynakları uzmanı veya bir doktor, yaşlı bir bireyle karşılaştığında, zihnindeki otomatik "Yaşlı = Yetersiz" çağrışımı nedeniyle ona daha az zaman ayırabilir, şikayetlerini ciddiye almayabilir veya işe alım sürecinde onu eleyebilir. Bu durum, "iyiliksever yaşçılık" (benevolent ageism) adı verilen, yaşlıları "sevecen ama yardıma muhtaç/aciz" gören bir tutumla da örtüşmektedir.

C. Tüketici Davranışları ve Nöropazarlama: Tesla- Ford Örneği

Pazarlama dünyasında, tüketicinin "satın alacağım" demesi ile kasada o ürünü gerçekten satın alması arasında büyük fark vardır. Örtük çağrışımlar, tüketicinin "otopilot" modundaki tercihlerini yönetir. Marka algısını ölçmek için yapılan bir çalışmada, katılımcıların Tesla ve Ford web sitelerindeki deneyimleri, yüz ifadesi analizi ve örtük çağrışım testleri (BARTT - Brand Association Reaction Time Test) ile incelenmiştir. Sonuçlar, Tesla web sitesinin katılımcılarda Ford'a göre daha yüksek "mutluluk" (happiness) ifadesi yarattığını göstermiştir. Daha da önemlisi, örtük test sonuçları, Tesla deneyiminin "Tutku", "Özgürlük" ve "Sahip olma arzusu" gibi duygusal kavramlarla çok hızlı eşleştiğini; Ford deneyiminin ise "Geleneksel" ve "Erişilebilir" gibi daha bilişsel/rasyonel kavramlarla ilişkilendirildiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, örtük ölçümlerin, tüketicilerin bir web sitesindeki menü tasarımından (örneğin Ford'un yardım butonunun daha kolay bulunması, Tesla'nınkinde yaşanan kafa karışıklığı) bile nasıl etkilendiğini ve bu etkileşimin marka imajını bilinçdışı düzeyde nasıl şekillendirdiğini kanıtlamaktadır. Tüketiciler, anketlerde her iki markayı da beğendiklerini söyleseler de, satın alma kararını tetikleyen o "duygusal kıvılcım" (brand love), örtük testlerde Tesla lehine çok daha güçlü çıkmıştır.

D. Klinik Psikoloji: İntihar Riski ve Yaşam/Ölüm Çağrışımları

Belki de örtük çağrışımların en hayati etkisi klinik alandadır. Matthew Nock ve ekibi tarafından geliştirilen "Ölüm Örtük Çağrışım Testi" (Death IAT), bireylerin "Ben" kavramını "Ölüm" ile mi yoksa "Yaşam" ile mi daha hızlı eşleştirdiğini ölçer. Araştırmalar, acil servise başvuran ergenler ve yetişkinler arasında, "Ben" ve "Ölüm" kavramlarını zihinlerinde daha hızlı eşleştiren (yani bu konuda güçlü bir örtük çağrışımı olan) hastaların, taburcu olduktan sonraki 6 ay içinde intihar girişiminde bulunma riskinin çok daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bu örtük ölçüm, hastaların kendi beyanlarından ve doktorların klinik tahminlerinden daha yüksek bir yordama (tahmin) gücüne sahiptir. Özellikle "Ben = Yaşam" bağının zayıflaması, intihar riskinin en güçlü göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu yöntem, hastaların gizlediği veya kendilerinin bile tam farkında olmadığı riskleri tespit ederek hayat kurtarıcı olabilir.


Örtük Çağrışım Nasıl Fark Edilir?

Örtük çağrışımlar, doğaları gereği doğrudan sorularla (örneğin "X grubunu seviyor musunuz?") tespit edilemezler. Bilim insanları, bu gizli süreçleri açığa çıkarmak için dolaylı yöntemler, tepki süresi testleri ve ileri teknoloji kullanırlar.

Dünya genelinde en yaygın kullanılan ve "altın standart" kabul edilen yöntem, 1998 yılında Greenwald ve arkadaşları tarafından geliştirilen Örtük Çağrışım Testi'dir (ÖÇT/IAT). Türkiye'de de geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılarak uyarlanmış açık kaynak kodlu versiyonları mevcuttur.

• Nasıl Çalışır? Test, "zihinsel kronometri" (zaman ölçümü) prensibine dayanır. Katılımcı bilgisayar ekranında kelimeleri veya resimleri iki ana kategoriye (Örn: "Türk-Kürt" veya "Genç-Yaşlı") ve iki değerlendirme kategorisine (Örn: "İyi-Kötü") ayırır. Testin mantığı şudur: Eğer zihninizde iki kavram birbirine sıkı sıkıya bağlıysa (örneğin "Genç" ve "İyi"), bu ikisi aynı tuşla eşleştirildiğinde (Uyumlu Blok) çok hızlı tepki verirsiniz. Ancak zihinsel olarak zıt gördüğünüz veya stereotiplerinize aykırı kavramlar (örneğin "Yaşlı" ve "İyi") aynı tuşa atandığında (Uyumsuz Blok), beyninizde bir çatışma (interference) oluşur ve tepki süreniz milisaniyeler düzeyinde uzar.

• Ölçüm (D-Skoru): Bu iki durum arasındaki hız farkı, "D-skoru" olarak hesaplanır. Pozitif bir D-skoru, kişinin uyumlu blokta (stereotiple örtüşen) daha hızlı olduğunu gösterir. Örneğin, Türkiye'deki bir çalışmada, tehdit algısı yaratılan katılımcıların "Suriyeli" kategorisi ile "Kötü" sıfatlarını eşleştirirken, "Suriyeli" ve "İyi" eşleşmesine göre çok daha hızlı olduğu ve yüksek D-skorları elde edildiği görülmüştür.

• Prosedür: Standart bir IAT, alıştırma blokları ve kritik test blokları dahil olmak üzere 7 aşamadan oluşur. Hatalı yanıtlar ve aşırı hızlı/yavaş tepkiler analizden çıkarılarak veri temizlenir.

B. Nörobilimsel Yöntemler (fMRI, EEG ve Yüz İfade Analizi)

Beyin görüntüleme teknikleri, örtük çağrışımların biyolojik izlerini takip eder ve IAT sonuçlarını nöral verilerle destekler:

fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme): Araştırmalar, kişinin farklı ırktan birinin yüzünü gördüğünde veya bir dış grup üyesiyle karşılaştığında, beynin "korku ve tehdit" merkezi olan amigdala bölgesinde aktivasyon artışı olduğunu göstermiştir. Bu aktivasyon, kişinin bilinçli olarak "ben önyargılı değilim" demesinden bağımsız olarak gerçekleşir. Ayrıca, IAT sırasında uyumsuz (zor) bloklarda beynin çatışma izleme bölgesi olan anterior singulat korteks (ACC) ve kontrol bölgesi prefrontal korteks daha yoğun çalışır.

EEG (Elektroensefalografi) ve ERP (Olayla İlişkili Potansiyeller): Beyin dalgalarını ölçen bu yöntem, uyaran görüldükten sonraki milisaniyeler içindeki tepkileri yakalar. N200 bileşeni, kişinin bir uyaranı beklentisine aykırı (uyumsuz) bulduğunda (örneğin "Kötü" bir kelimeyi sevdiği bir grupla eşleştirmeye çalışırken) ortaya çıkan çatışmayı ve harcanan ekstra bilişsel eforu gösterir. Ayrıca P300 dalgası, dikkatin ve duygusal değerlendirmenin yoğunluğunu yansıtır.

Yüz İfade Tanımlama (Facial Coding): Tesla ve Ford örneğinde olduğu gibi, mikro mimikler aracılığıyla kişinin bir uyaran karşısında hissettiği anlık duygular (mutluluk, şaşkınlık, kafa karışıklığı) ölçülebilir. "FaceReader" gibi yazılımlar, kişinin beyan etmediği "kafa karışıklığı" (confusion) gibi duygusal durumları, web sitesindeki bir butonu bulamama anında tespit edebilir.

C. Diğer Davranışsal ve Dijital İzler

• Kelime Gömmeleri (Word Embeddings): Yapay zeka ve büyük veri çağında, örtük önyargıların sadece zihinlerde değil, dilin kendisinde de olduğu keşfedilmiştir. Milyarlarca kelimelik metinleri tarayan algoritmalar (WEAT), "erkek" kelimesinin "mühendislik" ile, "kadın" kelimesinin "sanat" ile istatistiksel olarak daha yakın konumlandığını göstermektedir. Bu, insanların zihinlerindeki IAT skorlarıyla birebir örtüşen bir dijital önyargı haritasıdır.


Örtük Çağrışımlarını Fark Etmenin Kişiye Sağlayacağı Fayda Nedir?

Örtük çağrışımların "otomatik" ve genellikle "istemsiz" olması, onların değiştirilemez veya kontrol edilemez olduğu anlamına gelmez. Aksine, Hahn ve arkadaşlarının (2014) araştırmalarının gösterdiği gibi, insanlar genellikle kendi örtük önyargılarını tahmin etme yeteneğine sahiptirler; yani bu süreçler tamamen bilinçdışına hapsolmuş değildir, sadece üzerine yeterince odaklanılmamış olabilir. Kişinin kendi zihnindeki bu gizli bağları fark etmesi, "zihinsel kör noktaları" (blindspots) aydınlatarak hem bireysel hem de toplumsal düzeyde somut faydalar sağlar.

İşte örtük çağrışımlarınızı fark etmenin hayatınıza katacağı kritik değerler:

A. "Otomatik Pilot"tan Çıkıp Kontrolü Ele Almak

Günlük hayatta verdiğimiz kararların çoğu, enerji tasarrufu yapmak isteyen beynimizin "Sistem 1" adını verdiğimiz hızlı ve otomatik mekanizmasıyla alınır. Örtük çağrışımlarınızı fark etmek, sizi daha yavaş ama daha rasyonel olan "Sistem 2"yi devreye sokmaya teşvik eder.

Örneğin bir işveren olduğunuzu düşünün. "Bilim = Erkek" örtük çağrışımınızın farkındaysanız, bir mühendislik pozisyonu için kadın adayın özgeçmişini incelerken zihninizin otomatik olarak "yetersiz" etiketini yapıştırma ihtimaline karşı tetikte olursunuz. Bu farkındalık, sizi özgeçmişi daha dikkatli ve objektif incelemeye, dolayısıyla daha adil (ve muhtemelen şirketiniz için daha karlı) bir işe alım kararı vermeye yönlendirir.

B. Şiddet ve Ayrımcılık Döngüsünü Kırmak

Türkiye'de yapılan araştırmalar, erkeklerin bilinçli düzeyde şiddeti reddetseler bile, örtük düzeyde "Kadın" ve "Şiddet" kavramlarını birbirine daha yakın kodlayabildiklerini göstermiştir. Özellikle "Adil Dünya İnancı"na (herkesin hak ettiğini yaşadığı inancı) sahip bireylerde bu örtük bağ daha güçlüdür.

• Fayda: Bir birey, zihninin şiddet olaylarını "hak edilmiş" gibi rasyonalize etme eğiliminde olduğunu (örtük çağrışım) fark ederse, haberlerde gördüğü veya çevresinde tanık olduğu kadına yönelik şiddet olaylarında mağduru suçlama refleksini durdurabilir. Bu içgörü, şiddetin toplumsal olarak normalleşmesinin önüne geçen en güçlü bireysel adımdır.

C. Yaşamsal Risklerin Erken Tespiti (Ruh Sağlığı)

Örtük çağrışımları fark etmek, bazen kişinin kendi hayatını kurtarmasını sağlayabilir. Klinik psikoloji araştırmaları, intihar girişiminde bulunan kişilerin, "Ben" kelimesi ile "Ölüm" kelimesini zihinlerinde "Ben" ve "Yaşam" kelimelerine göre çok daha hızlı eşleştirdiğini ortaya koymuştur. Bu "Ben = Ölüm" çağrışımı, kişinin intihar riskini doktorlardan veya kendisinden bile daha iyi yordayabilmektedir.

• Fayda: Kendisinde yaşama sevincinin azaldığını hisseden ancak bunu tam adlandıramayan bir birey, örtük düzeyde ölümle özdeşleştiğini fark ettiğinde, bu durumu ciddiye alarak profesyonel yardım arayışına daha erken girebilir. Zihinsel risk haritasını görmek, önleyici müdahale için bir uyarı sistemidir.

D. Tüketici Olarak Özgürleşmek

Nöropazarlama çalışmaları, markaların renkler, müzikler ve ambalajlar aracılığıyla tüketicilerin örtük çağrışımlarını (satın alma düğmesini) hedeflediğini göstermektedir. Örneğin, bir ürünün ambalaj rengi veya markette çalan müzik, rasyonel ihtiyacınız olmasa bile sizi o ürünü almaya yönlendirebilir.

• Fayda: Bir tüketici olarak, kararlarınızın arkasındaki duygusal ve örtük tetikleyicilerin farkına varmak, sizi manipülasyona karşı dirençli kılar. "Bu ürünü gerçekten ihtiyacım olduğu için mi alıyorum, yoksa ambalajı bende 'lüks ve statü' çağrışımı yaptığı için mi?" sorusunu sormak, bütçenizi korumanızı ve daha bilinçli tüketim yapmanızı sağlar.

E. Kurumsal İletişim ve Liderlik Kalitesini Artırmak (İş Dünyası ve İnsan Kaynakları)

İş dünyasında yapılan araştırmalar, yöneticilerin veya insan kaynakları uzmanlarının adaylara yönelik örtük önyargılarının (özellikle yaş, cinsiyet veya engellilik durumuna dayalı), işe alım kararlarını, performans değerlendirmelerini ve ekip içi iletişimi olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir. Örneğin, işverenler bilinçli düzeyde beceri ve deneyime önem verdiklerini ve eşitlikçi olduklarını belirtseler de, tekerlekli sandalye kullanan adaylara veya yaşlı çalışanlara karşı zihinlerinde barındırdıkları "bilinçdışı ve onaylanmayan" (unconscious and unendorsed) önyargılar, rasyonel değerlendirme süreçlerini gölgeleyebilmektedir.

• Fayda: Bir yönetici veya İK uzmanı, yaşlı çalışanlara veya engelli adaylara karşı zihninde "yetersiz", "yavaş" veya "daha az yetkin" gibi otomatik bir kodlama olduğunu fark ederse, karar alma anında bu otomatikleşmiş yargıyı durdurabilir. Örneğin, bir terfi değerlendirmesi veya mülakat sırasında bu farkındalığa sahip bir lider, "otopilot"tan çıkarak adayın yetkinliklerine ve potansiyeline odaklanmak için bilinçli bir çaba (örneğin adil mülakat uygulamaları veya nesnel kriterlere bağlılık) gösterebilir. Bu farkındalık, sadece kurumsal adaleti sağlamakla kalmaz; aynı zamanda "nöro-liderlik" becerilerini geliştirerek çalışan bağlılığını artırır ve şirketin yetenek havuzunu en verimli şekilde kullanmasının yolunu açar


Önyargıyı (Örtük Çağrışımlar) Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?

Örtük önyargıları azaltmak veya bunların davranışlar üzerindeki olumsuz etkilerini yönetmek, sosyal psikolojinin en aktif araştırma alanlarından biridir. Kaynaklarda yer alan bulgular, örtük önyargıların "malleable" (şekillendirilebilir/değiştirilebilir) olduğunu göstermekle birlikte, bu değişimin kalıcılığı ve davranışa yansıması konusunda farklı stratejilerin etkinliği değişkenlik göstermektedir. Örtük önyargıları azaltmak için uygulanan yöntemler; zihinsel çağrışımları değiştirmeye yönelik bilişsel stratejiler, karar alma süreçlerini düzenleyen yapısal önlemler ve gruplar arası etkileşimi artıran sosyal müdahaleler olarak sınıflandırılabilir.

Aşağıda, kaynaklarda belirtilen yöntemler ve bunların etkililiği detaylandırılmıştır:

1. Zihinsel Çağrışımları Yeniden Yapılandırma (Bilişsel Stratejiler)

Bu yöntemler, hafızadaki otomatik bağları zayıflatmayı veya yerine yenilerini koymayı hedefler.

Karşıt-Stereotipik Örneklerle Temas (Counter-Stereotypical Exemplars): Zihindeki otomatik kalıpları kırmanın bir yolu, kişiyi stereotiplerle çelişen örneklere maruz bırakmaktır. Örneğin, ahlaki açıdan kötü bir Beyaz karakter ile kahraman bir Siyah karakterin yer aldığı bir hikayeyi okumak veya bu tür imajlara maruz kalmak, örtük ırk tercihlerini geçici olarak değiştirebilmektedir. Benzer şekilde, hayranlık duyulan dış grup üyelerine (örneğin sevilen Siyah ünlüler) maruz kalmak, amigdala aktivasyonunu ve örtük önyargı korelasyonunu düşürebilmektedir.

Medya ve Bilgi Tüketimini Düzenlemek: Medyadaki temsiller, örtük önyargıların oluşumunda ve pekişmesinde kritik bir rol oynar. Örneğin, medyada ünlülerin kilolarıyla alay edilmesi (fat-shaming) olaylarının artışı, toplumdaki örtük kilo önyargısında ani artışlara neden olmaktadır. Bu nedenle, bireylerin günlük hayatta tükettikleri bilgileri seçici hale getirmesi; örneğin, toplumsal stereotiplere uymayan rollerdeki insanları içeren filmleri izlemesi veya farklı gruplar hakkında olumlu içeriklere yönelmesi önerilmektedir.

Perspektif Alma (Perspective Taking): Karşı grubun bakış açısını hayal etmek veya kendini "onların yerine koymak", bazı durumlarda önyargıyı azaltmada etkili olabilmektedir. Ancak, Calvin Lai ve arkadaşlarının yaptığı kapsamlı bir karşılaştırmalı çalışmada, perspektif alma gibi müdahalelerin etkisi, karşıt stereotipik örneklere maruz kalma kadar güçlü veya tutarlı bulunmamıştır.

2. Karar Alma Süreçlerini Değiştirmek (Yapısal ve Davranışsal Müdahaleler)

Örtük önyargıları tamamen yok etmek zor olduğu için, birçok uzman önyargının zihinden silinmesinden ziyade, davranışa dönüşmesini engelleyen "karar mimarisi" değişikliklerine odaklanılmasını önermektedir.

Körleme (Blinding) Stratejileri: Karar vericinin, değerlendirdiği kişinin demografik özelliklerini (ırk, cinsiyet vb.) görmesini engellemek en etkili yöntemlerden biridir. Örneğin, orkestra seçmelerinde adayların bir perde arkasında çalması (blind auditions), kadın müzisyenlerin işe alım oranlarını artırmıştır. İşe alım süreçlerinde özgeçmişlerden isim ve fotoğrafların çıkarılması, ırk veya cinsiyet temelli örtük önyargıların devreye girmesini engelleyebilir.

Karar Kriterlerini Önceden Belirlemek (Pre-commitment): İnsanlar, örtük önyargılarına uygun adayları seçmek için karar kriterlerini o anki duruma göre esnetme eğilimindedirler (örneğin, erkek adayı seçmek için "deneyimi", kadın adayı elemek için "eğitimi" öne çıkarmak gibi). Bunu önlemek için, değerlendirme yapmadan önce hangi kriterlerin (eğitim mi, deneyim mi?) daha önemli olduğuna karar vermek ve buna sadık kalmak, önyargının etkisini azaltır.

Takdir Yetkisini Sınırlama (Eliminating Discretion): Yöneticilerin veya karar vericilerin sübjektif değerlendirme alanlarını daraltmak ve kararları nesnel, yapılandırılmış kurallara bağlamak ayrımcılığı azaltan bir başka stratejidir.

3. Gruplar Arası Temas (Intergroup Contact)

Farklı gruplardan insanlarla kurulan anlamlı ilişkiler, önyargıları azaltmada en güçlü yöntemlerden biri olarak kabul edilir.

Doğrudan Temas ve Arkadaşlık: Türkiye'de hemşirelik öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma, trans bireylerle arkadaşlığı olan veya trans sağlığı konusunda eğitim alan öğrencilerin, trans bireylere yönelik daha olumlu tutumlara (daha düşük önyargıya) sahip olduğunu göstermiştir. Bu temasın etkili olabilmesi için "eşit statü", "ortak hedefler" ve "işbirliği" gibi koşulların sağlanması gereklidir.

Toplumsal Düzeyde Temas ve Görünürlük: ABD verileri üzerinde yapılan uzun vadeli analizler, cinsel yönelime (eşcinsellere) yönelik örtük önyargıların son 14 yılda %65 oranında azaldığını göstermiştir. Bu hızlı değişimin nedenlerinden biri, LGBT bireylerin daha görünür olması, insanların ailelerinde ve çevrelerinde "açılan" (coming out) yakınlarıyla temas etmesi ve bu sayede önyargıların sevgi ve kişisel ilişkilerle çatışarak zayıflamasıdır.

4. Eğitim ve Farkındalık

Deneyimsel Farkındalık (IAT Geri Bildirimi): Sadece "önyargılı olmayın" şeklinde didaktik eğitimler vermek genellikle etkisizdir. Bunun yerine, kişilerin Örtük Çağrışım Testi (IAT) gibi araçlarla kendi önyargılarını tahmin etmeleri ve test sonuçlarıyla yüzleşmeleri, "önyargısızlık" illüzyonunu kırarak bir farkındalık yaratabilir. Türkiye'de yapılan öneriler de, açık eğitimler yerine bireylerin kendi yanlılıklarıyla yüzleşmelerini sağlayan deneyimsel yaklaşımların tercih edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Sistematik ve Kapsamlı Eğitim: Sağlık çalışanları ve öğrenciler üzerinde yapılan çalışmalarda, müfredata entegre edilmiş, sanal hasta simülasyonları gibi deneyimsel öğrenme yöntemlerini içeren eğitimlerin, trans bireylere ve diğer azınlık gruplarına yönelik tutumları iyileştirdiği belirtilmiştir.

5. Müdahalelerin Sınırlılıkları ve Kalıcılık Sorunu

Örtük önyargıları azaltma konusundaki en büyük zorluk, elde edilen değişimlerin kalıcılığıdır.

Etkinin Geçiciliği: Calvin Lai ve arkadaşlarının 17 farklı müdahaleyi test ettiği geniş çaplı bir çalışmada, canlı karşıt stereotipik senaryolar veya yüksek kişisel katılım gerektiren müdahalelerin örtük önyargıları anlık olarak azaltabildiği, ancak bu etkinin birkaç saat veya gün sonra tamamen kaybolduğu görülmüştür.

Ortamın Önemi: Araştırmalar, bireysel önyargıların kısa vadede değişebilse de, kişi eski sosyal ortamına döndüğünde önyargıların "lastik bant gibi" eski haline döndüğünü göstermektedir. Bu durum, örtük önyargının sadece kişisel bir özellik değil, aynı zamanda çevresel ve kültürel bir yansıma olduğunu ("Bias of Crowds" teorisi) ve kalıcı değişim için bireysel zihinlerden ziyade sosyal ortamların ve yapıların değiştirilmesi gerektiğini düşündürmektedir.


Sonuç

Örtük çağrışım, insan davranışını anlama yolculuğumuzda devrim niteliğinde bir duraktır. Bu kavram, önyargıların sadece "kötü niyetli" insanlara özgü olmadığını, kültürün, medyanın ve deneyimlerin bir sonucu olarak herkesin zihnine kodlanmış otomatik yapılar olduğunu gösterir. Türkiye'de yapılan çalışmalar, bu yapıların şiddet algısından etnik ilişkilere, tüketici tercihlerinden klinik risklere kadar hayatın her alanında aktif olduğunu kanıtlamaktadır.

IAT ve nörobilimsel yöntemler sayesinde artık bu görünmez ağları haritalandırabiliyoruz. Ancak asıl mesele sadece tespit etmek değil, dönüştürmektir. Araştırmalar, örtük önyargıların (örneğin cinsiyet veya ırk konusundaki) uzun vadede değişebileceğini, ancak bunun için bireysel farkındalığın ötesinde yapısal ve kültürel değişimlerin (örneğin eşcinsel evliliklerin yasallaşması sonrası önyargıların azalması gibi) gerekli olduğunu göstermektedir. Zihnimizin otopilotunu tanımak, direksiyonu elimize almanın ve daha adil, bilinçli bir toplum inşa etmenin ilk ve en kritik adımıdır.




Kaynakça:

• Implicit Social Cognition: Attitudes, Self-Esteem, and Stereotypes - Anthony G. Greenwald & Mahzarin R. Banaji - 1995

• Measuring Individual Differences in Implicit Cognition: The Implicit Association Test - Anthony G. Greenwald, Debbie E. McGhee & Jordan L. K. Schwartz - 1998

• Implicit Social Cognition - Anthony G. Greenwald & Calvin K. Lai - 2020

• The Science of Implicit Race Bias: Evidence from the Implicit Association Test - Kirsten N. Morehouse & Mahzarin R. Banaji - 2024

• The Implicit Association Test - Kate A. Ratliff & Colin Tucker Smith - 2024

• An Introduction to Implicit Bias: Knowledge, Justice, and the Social Mind - Erin Beeghly & Alex Madva (Editörler) - 2020

• Implicit Bias: Evolution of a Powerful Idea - Annual Review of Psychology - 2026

• Erkeklerin Toplumsal Cinsiyet ve Şiddete İlişkin Örtük Çağrışımlarının Demografik Özellikler ve Adil Dünya İnancı Perspektifinden İncelenmesi - Gamze Özdemir Planalı & Gözde Kıral Uçar / Nesne Psikoloji Dergisi - 2021

• Örtük Çağrışım Testi’ni Türkçe’ye Uyarlama Çalışması - Ahmet Yasin Şenyurt, Hamit Coşkun & Ercan Selçuk Ünlü / OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi - 2020

• A Validity and Reliability Study of the Turkish Version of the Ambivalent Ageism Scale - Ahu Öztürk, Pınar Tosun, Gamze Özdemir Planalı vd. / Turkish Journal of Geriatrics - 2020

• The implicit and explicit attitudes of nursing students in Türkiye towards transgender individuals - Seda Karakaya Çataldaş, Tuğba Şahin Tokatlıoğlu & Ayşe Eminoğlu - 2025

• Implicit Identification with Death Predicts Suicidal Thoughts and Behaviors in Adolescents - Catherine R. Glenn, Alexander J. Millner, Erika C. Esposito, Andrew C. Porter & Matthew K. Nock - 2019

• The Brief Death Implicit Association Test: Scoring Recommendations, Reliability, Validity, and Comparisons with the Death Implicit Association Test - Alexander J. Millner, Daniel D. L. Coppersmith, Bethany A. Teachman & Matthew K. Nock - 2018

• Decomposing implicit associations about life and death improves our understanding of suicidal behavior - Brian A. O’Shea, Jeffrey J. Glenn, Alexander J. Millner, Bethany A. Teachman & Matthew K. Nock - 2020

• Exploring Implicit Emotional Associations With Death in Patients With Current Suicidal Ideation: Results From Novel Attitude Implicit Association Tests for Suicide - L. M. Aschenbrenner vd. - 2025

• Nöropazarlama Literatür İncelemesi - Atilla Yücel & Pınar Coşkun / Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi - 2018

• Applying Implicit Association Test Techniques and Facial Expression Analyses in the Comparative Evaluation of Website User Experience - Maurizio Mauri, Gaia Rancati, Andrea Gaggioli & Giuseppe Riva - 2021

• Semantics derived automatically from language corpora contain human-like biases - Aylin Caliskan, Joanna J. Bryson & Arvind Narayanan / Science - 2017

• Identifying temporal and causal contributions of neural processes underlying the Implicit Association Test (IAT) - Chad E. Forbes vd. / Frontiers in Human Neuroscience - 2012

• Insights From fMRI Studies Into Ingroup Bias - Pascal Molenberghs & Winnifred R. Louis - 2018

• Neural Patterns of the Implicit Association Test - Graham F. Healy, Lorraine Boran & Alan F. Smeaton - 2015

• Best research practices for using the Implicit Association Test - Anthony G. Greenwald vd. - 2021

• Awareness of Implicit Attitudes Revisited: A Meta-Analysis on Replications Across Samples and Settings - Alexandra Goedderz, Zahra Rahmani Azad & Adam Hahn - 2024

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak isterseniz, lütfen abone olunuz.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page